4/7/2008 - Zaman ve Kader

Kocası öldü ve sarsıldı. Her gün kapıyı sevinçle açıp karşıladığı bir eşi olmayacaktı artık. Üzgün, solgun bir hayata adım atmıştı önünde ki tüm zamanlar boyunca. Günlerinde ki heyecanı yitirmenin korkunç varlığıyla, hasretleri ona bırakıp gitmişti can yoldaşı. Boynu bükük yetimler misali, bir tarafı kopmuşçasına canına yangınlar düştü. Onsuz geçen bir hayattan çok korkuyordu. Hayat düşündüğü kadar korkutucu muydu acaba? Bunca zaman hiç yalnız kalmamıştı, hiç kendini bu kadar savunmasız hissetmemişti. O çocukları için ayakta dimdik kalabilmeliydi önünde ki, yaşamı boyunca artık. Buna mecburdu. Arka çıkan bir yoldaşı olmayacaktı geri kalan ömründe. Önünde ki tüm sınavları kazandığında elbette hayat onu bir şekilde mükâfatlandıracaktı. En azından geriye dönüp baktığında pişmanlıklar hissetmemek üzere çalışmış olacaktı… Uzun zaman boyunca kâbuslar hâkim oldu rüyalarına. Uyandığında saatlerce gözyaşları döktü, hemen yanı başında kocasının hiç kaldırmadığı yastığına sarıldı. İçi pamuk dolu bu yastıktan gün gelip medet bulacağını hiç düşünemezdi doğrusu. Şimdi ufak bir yanılgıda ya da korkuda yastığına sarılıp korkularına karşı güç kazanıyordu. Karanlığın gizlediği gözyaşlarını damlatırken bir bir yastığın üzerine, kaderine binlerce kez lanetler yağdırdı. Her defasında söyledikten sonra pişmanlıklar duyduğu bir sürü söz düştü diline. Ölüm bir sürpriz parti hazırlamıştı kendine. Yap-bozun hayati parçasını yaşamlarından söküp almıştı birden bire. Geriye kalan toz-duman bulutunda kaybolmadan hayatlarını doğru bir şekilde idame ettirebilmeleri gerekiyordu. Duyduğu güzel aşk masallarına ihanet edercesine, masalın ahlakına aykırı yeni bir yüzleşmeyle karşı karşıya kalınca anladı hayatın, ne kadar acımasız olduğunu. Onun masallarında her iki sevgilide hiç ayrılmamacasına mutlu bir ömür sürüyorlardı. ‘’Yalancı Masallar!’’ dedi ağlayarak. Kucağındaki yastığa daha sıkı sarıldı. Sarıldıkça güç buldu kendince. Düşüncelerini dağıtan korku birden uçup gitti yaşamından. Yeni kararlar alındı karanlıklar içinde… Çalışacak kimseye boyun eğmeyecekti… Bir değişimin başlangıcı oldu bu gece. Değişime yol açan tohumları bu gece şuracıkta atmıştı işte. Oldukçada kolay olmuştu. Bu kadar zayıf değildi. Sarıldığı yastık yaşam sevinci dağıtan bir şifacıyı andırıyordu. Nasıl hayatta kalacağını anlatır gibi bir hali vardı… Güzel bir iş değil geçimini sağlayacağı bir iş bulmalıydı ilk önce. Göğsünü gere gere ‘’İşte ben buradayım ve dimdik ayaktayım’’diyebileceği bir iş olmalıydı bu. Namusuyla para kazanıp, çocuklarının her ihtiyacını karşılayabilirdi böylece. Kaç kişilerdi ki sanki? biliyordu bazı şeylerin zor olacağını ama hayat gerçekten de kolay değildi. Oturup iyice düşünmesi gerekiyordu, hiçbir şey bu kadar zor olamazdı. Çok şükür eli- ayağı tutuyordu. Kendinin ve çocuklarının sağlık durumları gayet iyiydi. Sadece geçim yükü vardı sırtlarında… Ah! Eşi hayatta olsaydı bu durumlara düşerler miydi hiç? Gece; tüm karanlığı ve düşünceleriyle girdi hayatına. Bu kadar düşünecek, zoruna gidecek ne vardı sanki? Topu topu geçim sıkıntılarını giderecek bir iş’ti bulacağı… Acılar ve düşünceler karanlığın boğuculuğuyla çöktü genç kadının üstüne. Bunaltıcı bir ağırlığın üzerinde olması, yorgunluk sinyallerinin uykuyla verilmesine neden oldu. Karabasanların uğrak yeri belliydi bu gece. Yalnız bir kadının acizliğini kullanarak uykusu arasında sıkıntı verecek üzerinde hâkimiyet kuracaktı. Bir başladı, bir bitti korkulu rüyalar. Kan-ter içinde kaç kere uyandı kadın. Her uyanışın da yanında ki yastığı yokladı. Aradığı sıcaklığı bir türlü bulamadı. Bulamayınca ondan kalan tek sıcak eşyaya sarıldı, yastığına. Eşinden sonra tek arkadaşı tek sığınağı olmuştu bu yastık. Gittiğinden beri kokusunu kaybetme endişesiyle yıkamaya bile kıyamadığı bazıları için ‘’öylesine’’bir eşyaydı… Eşi… Henüz doyamadan yaşamına erkenden Hakkın Rahmetiyle buluşmuştu. Hiç incitilmemesi onca zaman ayrılıklarına mı işaretti acaba? Sürekli gülmeleri ve gülümsetmeleri acı günleri mi getirmişti ardından? Dursaydı zamanda keşke ölümüyle birlikte. Tatmasalardı bu acı duyguyu hiçbir zaman. Ölüm; bu kadar mı zordu? Gidenin ardından yalnız kalmak bu kadar mı tatsız bir duyguydu? Tüm eğlencelere düşmandı şimdi. Tüm güzelliklere yüreğini kapatmıştı erkenden. Oysa yaşanacak ne tatlar vardı önlerinde daha. Gitmeseydi ne olurdu sanki? Toprak onsuz da topraktı, bünyesine aldığı ne canlar vardı daha, bir tek eşi mi kalmıştı kucaklayamadığı? Ağladı, ağladı, ağladı hiç durmadan… Gece karanlıklarını da aldı götürdü o ağlarken. Tan yeri ağarırken ‘’ Hadi kalk, ağlama’’ dercesine saldı ışıklarını yeryüzüne. Yeni bir hayatın kapıları aralanmışçasına, sustu birden bire. Böyle ağlamakla olmayacaktı. Kalktı, yeni hayat pencerenin hemen ardında onu bekliyordu. Elbette her şey eskisi gibi olmayacaktı. Zor zamanlar, her daim can sıkıntılarını arttırmak için tetikte olacaktı. Olsun sil baştan, yeniden ayakta olacaktı. Şimdi selam verip güneşe, yeniden ‘’Merhaba’’ diyecekti her şeye. Hayatı sıfırlanmış bir durumdaydı. Öyleydi gerçektende, kocasının kaybıyla anılarda kalmıştı yaşanmış her olay. Anısı ve birlikte geçirdikleri tüm zamanların adına, emanetini ve emanetlerini koruyarak devam edecekti geri kalan ömrüne… Hala dün gibiydi yaşadıkları. Aklına gelince buruklaştı yeniden. Adımları çocukların odalarına doğru yön aldığında, burukluk gülümsemeyle yer değiştirdi aniden. Onlara bir baba gibi arka çıkmalı, her zaman güçlü görünmeliydi. İçinde sonbaharlar olsa da çocukların yanında yaz’ı yansıtmalıydı onlara… Belki uzun bir zaman boyunca yüzünde gerçek gülümsemeler olmayacaktı. Yalan dünya gibi, yalan dolu tebessümler dolaşacaktı. Belki bir müddet daha, acının esiri olacaktı yüreği ama zaman, kaderle birleşip habersizce onunda yüzünü güldürecekti. Gülnaz Hasköy
|